Dolar
8,5743
Euro
10,4072
GRAM ALTIN
511,274
BIST
1,457
Konya
az bulutlu
22°C
Yeni Meram
Torku Reklam Haber Detay

MARMARA DENİZİNDE MÜSİLAJLA OLUŞAN SORUNLAR İÇİN ÇEVRE BAKANINA ÖNERİ

MARMARA DENİZİNDE MÜSİLAJLA OLUŞAN SORUNLAR İÇİN ÇEVRE BAKANINA ÖNERİ- Adem ESEN- Yeni Meram Gazetesi

A+
A-
11.06.2021 01:39
10.06.2021 16:14
1
1159
ABONE OL

Sanayileşme ve modern hayat üretim artışı, şehirleşme, nüfus artışı ve yeni bazı çevre sorunlarını gündeme getirmiştir. İklim değişikliği ile birlikte değerlendirildiğinde mesele daha da ciddiye alınmaya başlamıştır. Yakında koku başlar ve salya her köşeye yayılırsa görün manzarayı…
Bu bağlamda ülkemizin sanayi, ticaret ve tarım faaliyetlerinin en yoğun olduğu Marmara Bölgesi 25 milyon civarında nüfusu barındırmaktadır. Burada 16 milyondan fazla nüfusuyla İstanbul merkez noktasıdır. Burada günlük 4 milyon metreküp civarında atıksu (önemli bir kısmı sadece ön arıtmayla) denize derin deşarj yoluyla verilmektedir. Yani yılda 1,5 milyar metreküp eder; Bölgedeki diğer büyükşehirleri, Ergene Havzası, Tuzla Gebze, Bursa, Çanakkale Organize Sanayi Bölgeleri atıksuları düşünüldüğünde bu rakamlar nereye kadar çıkar, hesap edin… Ayrıca Boğazlar ve Marmara Denizinden başta Rusya olmak üzere pek çok ülkenin gemiler geçmektedir. Birçok büyük enerji tesisi, tersane vb işletmeler vardır. Deniz salyası denilen müsilaj artık büyük bir tehdit olarak oluşturuyor ve uzun yılları alacak gibi gözüküyor.
Geçtiğimiz günlerde sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı bölgedeki belediye başkanları ile birlikte 22 maddelik Marmara Denizi Koruma Eylem Planını açıkladı. Marmara Belediyeler Birliği çatısı altında Büyükşehir Belediye başkanları Eylem Planını imzaladılar. Bu konuda Koordinasyon Kurulu ve Bilim ve Teknik Kurul oluşturuldu; Konuyla ilgili stratejik plan üç ayda hazırlanacak; sürekli olarak müsilaj temizliğine başlanacak (Salı günü Bakan tarafından çalışmalar başlatıldı); Beşinci eyleme göre “Bölgede bulunan mevcut atıksu arıtma tesislerinin (AAT) tamamı ileri biyolojik arıtma tesisine dönüştürülecek. Atıksuların ileri biyolojik arıtım yapılmaksızın Marmara Denizi’ne deşarjını engelleyici hedefler doğrultusunda çalışmalar yürütülecek”; denize deşarj yapan atıksu arıtma tesislerinin deşaru standartlarının 3 ay içerisinde güncellenecek”. Yedince eylem de yine arıtılmış atıksuların kullanımıyla ilgili olup, önceki maddelere bağlıdır; OSB’lerdeki AAT iyileştirilmesi; AAT yapımı için kamu-özel sektör işbirliği modellerinin geliştirilmesi; tersaneler, gemi atıklarının takibi; atık yönetimi; tarımsal alanların etkileri; dere yatakları, yapay sulak alanlarla ilgili kararlar; zeytin ve süt ürünleriyle ilgili önlemler; kimyasal kirleticilerle mücadele; balıkçılık konuları; termal tesislerin etkileri konularında kararlar yer almaktadır.
Bakanlığın denetimleri artırması (Eylem-12) üzerinde durulmaktadır. Eylem 21’de “Deniz kirliliğinin önlenmesi ve vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi amacıyla çalışmalar yapılarak, kamuoyunun bilgilendirecek bir platform oluşturulacak” yer almaktadır. Bu eylemlerde atıksu arıtma tesisleri kilit problemdir. Bu tesislerin büyük bir kısmı belediyelere (İSKİ; BUSKİ vb), OSB’lere vs aittir. AAT’de yeni ve/veya yenileme yatırımları için gerekli süreler bellidir: en azından 4-5 yıl sürer. Son yerel seçimlerden önce İstanbul için yapılan uluslararası niteliği de olan Su Master Planında (ben de yönetim kurulu üyeliğim sırasında pek çok çalışmaya katıldım) bu yatırımlar detaylarıyla ortaya konulmuş, fizibilite raporlara hazırlanmış, Kadıköy, Yeni Kapı ileri biyolojik AAT ile Silahtarağa (Haliç) membran teknolojiye sahip AAT ihaleye çıkılmıştı. Ama ne gariptir ki, iptal edildi.
En önemli konu bu yatırımların finansmanıdır. Nitekim bu tesisler çok büyük rakamlara mal olmaktadır. Şimdi bu yatırımlar yüksek faizlerle alınacak krediler veya PPP ile yüksek maliyetle yapılabilecek. Zira İBB Meclisinde hiçbir rasyonalitesi olmadan popülizm ve siyasi miyopi sebebiyle su tarifesi indirildi. Oysa yukarıda belirtilen Master Planda bu konuda da mali tedbirlere yer verilmişti. Böylece İSKİ bu eylem planında belirtilen yatırımları öz finansman ile karşılayabilecek kabiliyete gelmişti.
Su tarifelerinin düşürülmesinin büyük bir hata olduğu şimdi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Mesela yine aynı İBB meclisi iktidar ve muhalefetin oybirliği ile normal haline getirilip, yani suya makul zam yapılıp iptal edilen atıksu yatırımlarının acilen başlanması gerekir. Su tarifeleri makul düzeyde olduğunda bundan aşağı düşürmek aslında, birkaç yıl sonra halka belki beş, on hatta daha fazla kat tarife ile su içirmek veya içirememek, yatırım yapamamak demektir. Unutulmasın ki ucuz tarife rasyonel ve sürdürülebilir olmayıp, halkın lehine de değildir. Su tarifeleriyle ilgili bilimsel verilere de yukarıda belirtilen master plana ve önceki master planlara da bakılabilir.
Türkiye su arıtma tesislerinde %35, atıksu arıtma tesislerinde %65 oranında dış teknolojiye bağlıdır. Bu kadar büyük yatırım yapılacağına göre yatırımların yerli teknolojiyi geliştirmesine özen göstermelidir. Eğer çevrenin korunması gerekiyorsa, bunun için teknolojiyi de geliştirmek ve bunu milli imkanlarla yapmak gerekiyor. Buna Türkiye’de hem eleman, hem de makine teçhizat bakımından yeterli kaynak vardır. Ülkemizdeki konuyla ilgili özel işletmeler de yeterlidir.
Altyapıların yenilenmesi de önem taşır. Kazısız teknolojiler, kayıp kaçakların önlenmesi, kanalizasyon sisteminin iyi kullanılması için tedbirler alınması ve diğer işletmecilik konuları için (Bakınız: Esen, Adem; Alıcı, Orhan V. Şehirlerde Su ve Atıksu Hizmetlerinin Yönetimi. Türkiye Belediyeler Birliği yayını. https://www.tbb.gov.tr/online/kitaplar/Su_ve_Atiksu_Hizmetlerinin_Yonetimi/)
Sayın Bakan ve diğer ilgililer konuşmalarında ihmallerden söz ettiler. Gerçekte ihmaller zinciri konuyu bu hale getirmiştir. Anlaşılan Bakanlık denetimleri olması gereken şekilde yapacaktır. Denetim konusu, bizde bitmeyen hikayedir. Yaşanılan hızlı kentleşme, nüfusun belirli bölgede yoğunlaşması ve diğer sebeplerle çevre sorunlarında gelinen noktada çözümler zayıf kalmaktadır. Belki bu müsilaj meselesi etkili denetimi sağlam hale getirecektir.
Çevreyi kirleten işletmeler, özellikle OSB’lerin bu konudaki sorumlulukları halka açıklanmalıdır. Nitekim birçok OSB’de bir anda beklenmeyen (aslında beklenilen) sorunlar çıkmaya hazırdır. Buraların yönetimlerinde merkezi yönetim görevlileri de var; ama demek ki “halının altına süpürme” işlemleri yapılıyor.
Denizde salya (müsilaj) oluşması ve temizlenmesi teknik bir konudur, ama sorunun çözümü daha çok kamu yönetiminde yeniden düzenleme ile ilgilidir. Sayın Bakan tarafından açıklanan farklı siyasi partilere mensup belediye başkanları tarafından imzalanan Eylem Planıyla Bakanlığın ve belediyelerin konuyu hassasiyetle ele aldıkları muhakkaktır.
Önerimiz, bölgenin yarısından fazlasında faaliyet gösteren ve tecrübeli elemanlara sahip olan İSKİ’nin Eylem Planında lokomotif yapılmasıdır. Zira İSKİ Master Planı hazırlamaktadır (belki de bitmiştir). Yine İSKİ pek çok konuda hem çevredeki büyükşehirlerdeki su ve kanalizasyon idarelerine, hem de Ergene Havzasında derin deşarj gibi konularda OSB AAT’lara teknik destek vermektedir. İSKİ hem yurtdışına hem de yurt içine uzun süre su ve atıksu eğitimi vermiştir. Tüm 2560 sayılı yasaya tabi idarelerin, OSB ‘lerin İSKİ çatısı altında gönüllülük esasına göre bir araya gelmesi belki “Marmara Su ve Atıksu Birliği” kurulması gerekir. Konu sadece teorisyenlerle çözülemez, bilimin görüşünü de alarak pratisyenler pratik çözümler getirebilir. Bu nedenle, son belediye seçimleri sonrasında İSKİ’de apar topar görevlerinden alınan, halen kızakta olan tecrübeli ekibe muhakkak görev verilmelidir. Bu konuda da İBB Meclisindeki tüm parti gruplarına büyük görev düşmektedir. Denizlerimiz ve çevremiz siyasi rekabete kurban edilmemelidir. Aksi takdirde suyu akmayan, Haliç’e kokudan girilemeyen eski İstanbul ortaya çıkar.

HABER YORUMLARI
  1. Henüz yorum yapılmamış.
    İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.