Konya
açık
11°C
Yeni Meram

NFK: CUMHURİYETİN 50. YILINDA TÜRKİYE’NİN MANZARASI

NFK: CUMHURİYETİN 50. YILINDA TÜRKİYE’NİN MANZARASI- Adem ESEN- Yeni Meram Gazetesi

A+
A-
01.12.2023 00:45
30.11.2023 12:46
0
2561
ABONE OL

Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983) üstadın Cumhuriyet’in 50’nci yılı münasebetiyle 1973 yılında çıkan “Cumhuriyetin 50. Yılında Türkiye’nin Manzarası” adlı 159 sayfalık kitabı NFK Kültür ve Araştırma Vakfı yayınları arasında Mayıs 2023’de yeniden yayınlandı.
NFK Cumhuriyet’in ellinci yılında Türkiye’nin fotoğrafını çekmiş; birey, toplum ve devleti-siyaseti ele almıştır. Adeta elli yılın muhasebesini yapmış, elli yıllık manzarayı değerlendirmiştir. Kendisi Cumhuriyet ilanında yetişkin bir delikanlı, daha sonraki yıllarda önce bankacılık sektörü sonra da fikir ve basın hayatında çileli bir hayat ve mücadele içinde yaşadığı hayatta bu kitabındaki makalelerde resmin pek çok yönüne temas etmiştir. İlk makalede (Sentez) tarihte Yıldırım’ın Timur’a yenilmesi, Birinci Cihan Harbinin feci sonucu, bunların telafi edilebildiği, ancak “binanın son elli yılda rötuşlar ve öz dayanak prensibine yabancı bir takım nakışlar, yaldızlı motifler, alçı kalıplarından alınma kopya işler..” diye acıklı manzara olarak başlar. Bizde Batıyı anlamayı “onbaşı kültürü” olarak benzetmesiyle tanımlar: “Onbaşı kültürü, cihanı bütün meseleleriyle ilk okulun okuma kitabı çapında tanıdıktan sonra bu tanımayı kültür zannetmek ve artık hiçbir meseleye nüfuz edemez olmak, bilme ve anlama istidadını da kaybetmektir.”1839’daki Tanzimat’ı, denetimsiz girilen Batı tesiri olarak belirttikten sonra Birinci Dünya savaşı sonrasında millette var olma iradesiyle kazanılan mücadelenin sonucunu özetler: “…Her şey büsbütün içe yöneltilmiş, dış sınırlarımızın sımsıkı tutulmasına karşılık ruh “halvethanelerimizde” düşmana teslim edilmedik köşe bırakılmamış ve Batı (realitise)nin her biri ihyacı unsurları, bizde birer imhacı (ajan) faaliyetiyle evimizi kendi içinden çökmeye bırakmıştır”.
Ruh ve ahlak konusundaki kaygılarında şöyle der: “Cinsi ahlakla beraber, siyasi, idari, fikri, ilmi, ticari ve hukuki ahlak da yuvarlanışın son kertesinde…Bu arada asıl dipsiz felaket uçurumunu boylayışın bir ahlaki var ki, o da, hakikati münezzeh olan bizzat dindir ve Müslüman geçinenlerin haldir…” 1960 ihtilalinin otopsisini, “…Bir gece gelip…yoğurttan bir hükümete mukavvadan bir hançer saplandı ve ondan sonra bu hançer hiç bir davayı kesemeden kendi kendisine pelteleşip, eridi gitti” sözleriyle yapar. Ordunun tarihten gelen rolleri ve yeniçeriden kalma alışkanlıklarını belirtir, ama üzerine düşen görevlere de işaret eder. “Ordu, milletin yumruğudur. Dimağ emrinde yumruk. Hem dışarıya ve başka milletlere doğru, hem de dışarıdan gelecek saldırıya karşı…” Vatan maddi alanda kurtarılmış ancak ruh sahasında kalkındırılamamıştır. Bu sebeple ihtilal ve muhtıralar yaşanmıştır. O dönemde üniversitelerdeki “muhtariyet” çığırtkanlıklarını ele alır; bu, ilmi ve idari olup kanuna karşı sorumsuzluk ve genel hükümler dışında kalmak gibi anlaşılamaz, “Türk vatanında bir nevi Moskof Sefarethanesi imtiyazına malikiyet ifade etmez”. Dönemin iktisadi sorunlarına, emisyondaki artış, enflasyon, deflasyon konularına temas eder. Hatta Menderes’i idam sebepleri arasında 3 milyarlık emisyon olmasına karşılık, bunu beş, altı katına çıkaranların tabii senatör olduklarına dikkat çeker. İktisadi yapının Yahudi büyüsünün etkisiyle komada olduğunu, buna karşı idarede en basit iktisadi kültür ve anlayış olmadığını belirtir. Büyük Doğu’da şu satırları yazmıştı: “Nereye gidiyoruz? Bunu sormayınız! Bir taraftan altı köşeli yıldız, öbür taraftan Orak-Çekicin hazırladığı bir ana-baba günü havası içinde uçuruma gidiyoruz! Uçurumun dibinde ikinci ve daha feci bir uçurum var ki, o da, iç darbeyi kollamakta olan dış darbedir.”
Montaj sanayiini maskaralık olarak belirtir ve makineyi yapan makine yapmayı hedef gösterir. Montajcılık gözbağıdır ve milli üretim gücünü büsbütün körleştirir. Batı düşüncesi madde saltanatı içinde dipsiz sefalete düşen ruhunu kurtaracak bir ışık ararken, biz kendi öz kubbemizin kandillerini söndürmeye çalışıyoruz. Komşuluk ilişkilerinde, şehirde, sokakta İslam ruhun unutulmuşluğunu anlatır. “Bugünün şehir sokağı, birbirini iten, katan, ezen, sıkıştıran, her biri yalnız kendi nefsaniyetine yol açmaya çalışan ve ona engel gibi gördüğü insanları çiğneyen, savuran kalabalıklar kanalizasyonu…” Dönemin kent ve kır sosyolojisini de analiz eden NFK, toplumdaki atalet konusuna vurgu yapar. Türk işçisi mümindir oysa komünistlik Allah’ı inkar ve dinsizlik üzerine kurulmuştur. Bu sebeple komünistrak geçinenlerin yarım yamalak kültürlü Moda, Taksim gibi züppe mekanlardan ileriye geçemediklerini vurgular. Üniversitelerin Tanzimat’tan beri fonksiyonlarının gelişmediği, öğrencilerin sol-sağ şeklinde kutuplaşmalarının sebepleri ve sonuçları üzerinde durur. “Hazmi cihazı (midesi) bir davul, onun altında tenasüli cihazı bir tokmak, hepsinin üstünde de dimaği cihazı (beyni) nohut tanesi büyüklüğünde, dumura uğramış bir uzuv…” Muhafazakar, milliyetçi ve dindar kadrolarının sayısal analizini de yapar. Kendisi basında hem yazar hem de kurucu olarak çalışmıştır. Dönemin basınının analizin yapar: sağ, sol ve hakim basın organlarını, gazetelerini anlatır. Fikirlerinin bedelini hapis hayatı ve çilesiyle ödeyen NFK, CHP ile de hiç barışmamıştır. Bu partinin tek parti dönemi ve sonrasındaki durumunu “ilericilik iddiasındaki Halk Partisi, ne olduğuyla, sabit ve müsbet hiçbir şeye yakınlık iddia edemez. O, yalınız menfileri, olmadıkları, yahut düşmanlıklarıyla bellidir. Bunların başında da İslamiyet vardır… Halk Partisi ne olduğuyla değil, ancak İslam düşmanlığğyla izah edilebilir. Ortanın solu diye gevelediği sosyalizma, onun için bir taraftan olmak isteyip de olamadağı, bir taraftan da buyum diyemediği gülünç bir özentidir…” Demokrat Partinin de milletin beklentisini yerine getiremeyip, yanlışlar yaptığını, Adalet Partisinin sorumluğunu yerine getirmekte aciz kaldığını ifade eder. Üstad, siyasetçilerin ve siyasi partilerin Batı taklitçiliğinden kurtulamayıp, Batının klişe laflarını gevelemekten başka bir şey yapmadıklarını da söyler. Ona göre, “1839’da Gülhane’den kalkan idare-i maslahat treni 1973 yazında hala Anadolu steplerinde düdük çalarak yoluna devam etmektedir”. “Bu böyle gitmez!... Medeni insanlık aleminde cemiyetlerin saadeti, biri maddi öbürü manevi, fakat iki şeyle iktisadi refah ve ruhi ve ahlaki nizam ve huzur ile ölçülür…” Çareyi de cerrahi müdahalede bulur: bu askeri müdahale olmayıp, devlet zoruyla doğruyu, hakkı uygulamak şeklinde özetler. On yedi maddelik öz sunar. Bunlar içinde olanlar: Batılılaşma gayretinin tutmaması, inkılap adı verilen hareketlerin sathiliği, idarecileri ve akıl hocaları içinde gerçek münevver (aydın) yokluğu, entelektüel geçinenlerin kopyacılıkları, öğretim-eğitimin sorunlarının giderilmesi, hükümetle halkın birbirinin gözünde sanık hale getirilmesi, solculuk cereyanlarının milli ruhta, İslami kalıntı sebebiyle toplum bünyesinde bir milimetre bile derinleşme yapamaması, çeyrek aydınların ruh boşlukları, demokrasi tecrübesinin malullüğü…
Cumhuriyetin yeni yüzyılını planlamak için geçen yüzüncü yılı analiz eden çalışmalara ihtiyaç vardır.

HABER YORUMLARI
  1. Henüz yorum yapılmamış.
    İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.